FERGÜL YÜCEL'İN YAZDIĞI "İZMİRLİ DEVRİMCİLER" KİTABINDAN "MUSTAFA MOROĞLU"

Fergül Yücel'in yazdığı "İzmirli Devrimciler" (*) kitabından "Mustafa Moroğlu" bölümü

MUSTAFA MOROĞLU

"Çınarlı Meslek Lisesi'nde öğrenciyim. Kantinde çıkan yemek pahalı, yemek yiyemiyoruz. O tarihte Meslek Liseliler doğrudan üniversiteye giremiyor. Boykot yapıyoruz; "Herkese yemek, üniversiteye giriş hakkı!" Kapıyı tutmuşum içeriye kimseyi koymuyorum. Bir adam geldi. "Amca boykot yapıyoruz, içeri girmek yasak", dedim. Adam, "Oğlum ben bu okulun müdürüyüm" demez mi? Emniyete ilk götürülüşüm böyle oldu."

Mustafa Moroğlu: CHP İzmir Milletvekili. 1958'de Denizli'nin Güney ilçesinde doğmuş. Henüz Ortaokulda başlayan Dev-Genç hayranlığı ile İzmir'de "Halkın Kurtuluşu" hareketinin orta öğrenim gençliğini örgütleyen lideri.
Annesi tütün tarlasında çalışırken sancılanır ve oradaki damda dünyaya getirir bebeğini. Baba köyün tek okuma yazma bileni olarak Denizli Belediyesi'ne odacı olarak girer. Ama çalışkanlığı sayesinde nüfus memurluğuna kadar yükselir. Baba Moralı Hüseyin, aydın fikirleri sayesinde yörenin akil adamı. Her başı dertte olana yardım eli uzatır. Güney'in "Daşlıgeri"sinde çocuklarını okutmak için seferber olur.
Moroğlu, 68 kuşağını halaları, köylüleri ile birlikte gittiği tütün mitinglerinde tanır. Postallı, parkalı Dev-Genç'lilerin Türk bayraklarının önünde köylülerle yaptığı mitingler çocuk köylülerin zihninde ilahlaşır. Henüz ortaokuldaki çocuklar Dev-Genç olma sevdasındadır. Hatta bir keresinde ufak tefek olan arkadaşlarına takılırlar "bu boy posla sen Dev-Genç olamazsın" diye.
1972'nin 6 Mayıs'ında orta ikinci sınıf öğrencisi Moroğlu, elinde gazetenin "Asıldılar" yazısı ile arkadaşlarını toplar okulun bahçesinde, gözyaşları içinde saygı duruşu yaparlar.
1973'te Denizli'nin sokaklarına evden çaldığı unla "Karaoğlan" (Ecevit) afişleri yapıştırma eylemi içindedir.
Bu arada kendi köylerine yakın olan Uşak'ın Güllü köyünde babasının arkadaşı Hikmet Kaya'nın tütün tarlalarına yardıma gidip gelirken orada Deniz Gezmiş'in arkadaşları ve THKO hareketinden üniversiteli gençlerle arkadaşlık kuruyorlar. Verdikleri kitapları okuyorlar. İlk iki kitabı hatırlıyor Moroğlu; "Sosyalizmin Alfabesi" ve "Dosttan Dosta Devrimci Gençliğin Marşları" kitabı.
İzmir'e Çınarlı Meslek Lisesi'ne kaydını yaptıran Moroğlu, aynı köyden arkadaşıyla birlikte Bayraklı'da Fuat Edip Baksı mahallesinde ev tutarlar.
"Şehre gelen her köylü gibi bizim de tepemizde bohçalanmış 40- 50 adet ekmek yufkası, elimizde küçük tüp, bir torba bulgur ve fasulye ile her tarafından rüzgar üfüren virane evimize geldik."

Köyden şehre devrimci örgütlenme
Moroğlu Denizli'nin köyünden, tütün tarlalarından çıkıp İzmir'e okumaya geldiği günleri anlatmaya devam ediyor.
"Ancak 15 gün idare eden paramız bitince, hadi bakalım Bayraklı'dan Çınarlı'ya yayan gidip geliyoruz. Karnımız da aç çoğu zaman. Okulun önünde satılan tulumba tatlısını nasıl canımızın çektiğini hatırlıyorum. Biri alsa da bir lokma tattırsa, diye bakınıyoruz! Kantin yemekleri pahalı, direk üniversiteye de gidemiyoruz meslek lisesinden. Boykota kalkışıyoruz. Ben kapıları tutuyorum, içeriye kimseyi koymayacağım. Bir adam geldi. Amca boykot yapıyoruz içeri girmek yasak, dedim. Adam "Oğlum ben bu okulun müdürüyüm" demez mi? Emniyete ilk götürülüşüm böyle oldu."
 Yok artık durmuyoruz. Üniversiteli THKO'lu ağabeyler yol gösteriyor. Devrimci Gençlik Birliği'ne bağlı "İzmir Liseliler Birliği" deneği içinde buluyorum kendimi. Alsancak'ta İktisat'ın karşısında Ömerağa Kafesi taraflarında çatışmalara katılıyorum. 1974-75 yılları lise gençliği kaynıyor. Ben ön sıralardayım. Çınarlı'dan Mithatpaşa'ya yürüdük geldik, 4-5 bin liseli. Muhteşem kalabalık üniversitelileri bile geride bırakmıştı.
İşin içine girdikçe fraksiyonlar olduğunu anlıyorsun tabi. İkiçeşmelik'te THKO vardı. "İzmir Orta Öğrenim Derneği"ni (İZOD) kuralım dediler. Kurduk. Benim adım artık İZOD MUSTAFA oldu.
THKO yayın organı Halkın Kurtuluşu yayın organına yazılar yazıyordum. Yazı kurulundaydım.
Bahçelievler'de Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği'miz vardı. Orada otururken 1977'de MHP'liler tarafından kurşunlandım, yanımdaki arkadaşımla birlikte. Hakan Tuğrul, ortaokuldan arkadaşımdı. Onunla birlikte Konak'taki Devlet Hastanesi'ne kaldırılmıştık. O yanı başımda yatarken öldü."
Oğlunun kurşunlandığını duyan baba iki yıldır memleketine uğramayan oğlunu aramaya çıkar. Güney'li milletvekili Mustafa Gazalcı'ya gider, oğlunu bulması için. En sonunda İZOD Mustafa adıyla arayınca bulurlar. Babası kıyameti koparır soyadını değiştirdi sanıp!
Moroğlu lise farklarını vererek Balıkesir İşletme Yüksek Okuluna kaydolur. Fakat İzmir onu çeker, Tariş İplik Fabrikasında elektrik teknisyeni olarak işe başlar. 1979 Tariş olaylarının davasından 15 yıl ceza alır. 6 yıl yattıktan sonra tahliye olur.

Türkiye İşçi Sınıfı tarihinde şanlı bir sayfa: Tariş Olayları
Tariş Olayları İzmir demokrasi ve işçi sınıfı hareketinde çok önemli bir yere sahip. 1979 Aralık sonundan Şubat 1980 ortalarına kadar süren günler boyunca on binlerce işçi, öğrenci ve gecekondu semtlerinde yaşayan işçilerle birlikte halk barikatlara çıkmıştı. Önemli bir nokta da, grevlerin yapıldığı fabrikalarda, boykot ve işgallerin yapıldığı üniversitelerde, Gültepe, Çiğli, Çimentepe, Altındağ gibi işçilerin yoğun olarak oturduğu gecekondu bölgelerindeki sokak işgallerinde Dev-Yol, Dev-Sol, TKP, Halkın Kurtuluşu, Kurtuluş ve DİSK başta olmak üzere Türk-İş'li sendikalarla birlikte her siyasi hareket ve partilerin destek verdiği sınıfsal demokratik bir kalkışma idi.
İşte Türkiye devrimci sınıf hareketi açısından böylesi tarihsel öneme sahip olayın Halkın Kurtuluşu kanadının önderi Mustafa Moroğlu'nun o davanın 15 yıl ceza alan tek sanığı olmasının nedenini kendisinden dinleyelim:
"MC hükümetinin Tariş'te DİSK'e bağlı sendikalı işçilerin çıkarılıp yerine MHP'lileri yerleştirme girişiminin kanlı sonuçlarıdır Tariş Olayları. Bölgedeki tütün, incir, üzüm, pamuk, iplik, zetinyağı üreticisi köylülerin kooperatifi olan bu kuruluşun yaşatılması çok önemliydi aslında.
Fakat o dönemin hükümeti bugün Gezi olaylarında olduğu gibi olayları başlatanların, örgütleyenlerin bir avuç kışkırtıcı terörist olduğu, işçilerin kullanıldığı savı ile MİT'ten isim listesi istedi Savcılık. Listelerin başında da benim adı var. İşsiz kalmaktan korkan 20-25 işçiye dilekçe verdiriyor savcılık, şöyle şöyle ifade verin Moroğlu adına, diye. Aydın Kalpakçı hakim. Savcı Ahmet Alkış, Askeri Yargıtay başsavcısı olmuştu sonradan, şimdi emekli midir bilmem. 166 kişiye 25 ay verildi. 168 kişiden hiçbir şekilde kimsenin adını vermeyen lider olarak bir tek bana 15 yıl ceza kestiler.
Evliydim. Eşim de benim yüzümden işsiz kaldı. 1981'de girdiğim cezaevinden 1987'de çıktığımda cebimde annemin verdiği 10 lira ile hayata başladım. Eşim ziraat mühendisi, peyzaj mühendisi kimse ona iş vermiyor. Ben Tariş'ten arkadaşım olan Alsancak'taki Kör Hasan'ın elektrikçi dükkanına gidiyordum arada sırada iş çıkar diye. Orada bir gün Tariş'teyken birlikte çalıştığım Ahmet diye birine rastladım. Evlendiği gün kendisine hediye olarak Vezüv marka soba aldığım bu arkadaş beni ispiyonlayanlardan biriydi. Ben onu görünce merhaba diyerek elimi uzattım ama o nasıl kaçacağını bilemedi.
İşte ben böylesi durumlara düşmediğim için anlım ak, onurum sağlam, işim var saygınlığım var şimdi. Yani kayıp yıllar olarak görmüyorum o yılları, beni ben yapan değerli deneylerdi. Hapiste her hareketten çok insanla tanıştım, arkadaş oldum. Dışarıya çıktıktan sonra da arkadaşlığımız devam edenler var.
Ben artık yolumu barıştan yana, şiddetten uzak, sosyal demokrasi içinde görüyorum siyasi çizgimi. Uzlaşma kültürünü öğrendim. "Sinirlerin alınmış gibi" diyorlar bazıları bana. Evet, doğru bildiğin yolda sakin, düşünerek, ve gerekirse uzlaşarak gideceksin." 

Nerede devrimci hayaller, Sosyalizm idealleri?
"Sınıfsız, Sömürüsüz bir dünya kurma özlemim değişmedi. Giden yollar değişti sadece. Artık sosyal demokrasi talepleri için mücadeleye CHP çatısı altında devam ediyorum. 1989'da Konak İlçe Eğitim sorumlusu olarak gerçek sosyal demokrasisinin ne olduğu hakkında seminerler hazırladım.
İnsanlar büyük mutluluğa en az acıyı çekecek yoldan gitmeliler. Keşke Kürt kimliği istenmeseydi de 30 bin can gitmeseydi. Tersinden bakarsak, keşke Kürt kimliği tanınsaydı da 50 bin can gitmeseydi. Bedeli ağır olan şekilde mutluluk olmasın istiyorum. Bu benim karakterim."
Gençliğin geleneksel tipteki demokratik merkeziyetçi partilere yerine yatay örgütlenmeleri tercih etmelerine ne diyorsunuz, diye soruyorum.
"Geldiğim hareketten bu güne muhafazakar bir yapıda görünüyorum ama, her zaman yeni mücadele biçimlerini de takip ediyorum. Balçova Gönüllüler Örgütü, Dayanışma Vakfı gibi mesela. Avrupa'da bazı partiler siyasi partinin gereksizliğini tartışmaya başlamış. Hiçbir bilgi ebediyete kadar aynı kalmaz. Değişebilir. Bilimsel bakış bunu gerektirir. Aksi takdirde o dogma olur, din olur." 
Söz Gezi'ye geliyor. 
"Katılanların çoğunluğu orta sınıf ailelerin çocuklarıydı, çocuk erkil aile çocuğu. İşçi ve gecekondu çocukları çok azdı, yoktu. Buradan ne çıkar? Bilim adamları incelemeli, toplumsal muhalefetin öznesi değişiyor. Hiçbir baskı insanoğlunu ömür boyu tutsak edemez. Korku imparatorluğuna bir başkaldırı yapılmıştır."

Bize benzemeye çalışmayın, bizi de yok saymayın!
Kendi gençliği ile şimdiki gençliğin arasındaki farkı soruyorum: "Ben köylü çocuğu idim belki ondandır, sinema, konser, eğlence olmadı hayatımda. Kızlarla arkadaşlık filan yoktu. Kentli arkadaşlarım içmeye, sinemalara falan giderdi. Bizde olmadı. Hala da Pazar günü bile çalışırım. Benim kızım öyle değil mesela. Yaşantısında, eğlencesinde özgür yetişti. Çocuk erkil aile çocukları gibi işte.
Bizler daha muhafazakârdık. Devrimci idealler için hayatın birçok zevklerinden feragat etmiştik. Şimdiki gençlere sözüm:
Bize benzemeye çalışmayın, bizi de yok saymayın!"
Mustafa Moroğlu'nun son sözleri kendi kuşağına da eleştirel bir yaklaşımı içeriyor:
Üç farklı 78 kuşağı örgütü var. 68'liler de öyle bölünmüş halde. Ne yapıyor bu örgütler? Mitinglerde Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya bayraklarını taşıyarak yürümekten daha yararlı işler var. Birgün gazetesi çıkarılıyor. Onu okumayan, almayan ÖDP'lileri biliyorum. Hepimiz yaşlanıyoruz. Bu yaşlanan kuşaklara göstereceğimiz dayanışma hayati önemde; sağlık sorunları, konut, eğitim… Küçük küçük sosyalist birim örnekleri gibi. Tarım çiftliği kur, kolektif yaşam alanları aç..."

* İzmirli Devrimciler, Fergül Yücel, Heyamola Yayınları, 2015.